| Sayı Bilgileri Volume 10 Issue 1
ss. i - vi Özet Anahtar kelimeler: | |
| Orjinal Araştırma Makaleleri Alberto Giacometti'nin Resimlerindeki Beden İmgelerinin Çağdaş Resme Etkisi
Ersin Akın, Mehmet Özkartal ss. 1 - 12 Özet Modern sanatın kökeni, 19.yy'ın dönemlerindeki erken modernist anlayışlarla başlamaktadır. Bu algının etkisinin belirgin biçiminde 20.yy'ın başlangıçtaki güçlendiğini söylemek mümkündür. Bu esnek modern sanat anlayışı kalıcı dönüşümler yaratan bir olgu olarak gerçekleştirilebilir. Modern sanat anlayışını benimseyen kimi sanatçıların yanı sıra Alberto Giacometti, 20. yüzyıl modernizminin en özgün figüratif ülkelerinden biridir. Giacometti, insanın piyasaya sürülmesini hem biçimsel hem de ontolojik anlamda ayrıntılı biçimde farklılaştırmaktadır. Sanatçının resimlerinde beden, artık bir bütünlük ya da güzellik ideali değil; varoluşunun kırılganlığı, yalnızlığı ve yoklukla çevrili hâlini temsil eden bir iz olarak ortaya çıkıyor. Bu doğrultuda Giacometti'nin deformasyona uğradığı beden imgeleri, savaş sonrası dönemdeki ruhsal travmaları; İnsanın bilinen yerini kaybetme hissini ve kişiliğinin çözüldüğü ortaya çıkmaktadır. Giacometti bu yaklaşımıyla, modernizmin biçimsel soyutlama sürecinden farklı olarak fiziksel, bir temsil nesnesinden orijinal varoluşsal sorgulamanın alanına dönüşmektedir. Bu öğrenme yöntemi , Giacometti'nin resimlerinde biçimlenen beden imgelerinin, çağdaş resim sanatındaki temsiline ve yönlendirmelere yönelik yaklaşımlar üzerinde mevcut olanlardır. Araştırma, Giacometti'nin figür anlayışını fenomenolojik bir perspektiften ele alarak, birbirinin yerine bir varlık deneyimi olarak yorumlamaktır. Bu biçimsel matematiksel yöntem , sanatçının seçilmiş ürünlerdeki beden imgelerinin mevcut olduğu; Francis Bacon, Lucian Freud, Anselm Kiefer ve Antony Gormley'in yapıtlarındaki beden temsilleriyle çalışmaktır. Bu karşılaştırma, Bluetooth üzerinden geçiş yapan ürünlerin ürünlerine yönelik biçimsel bir çözümlemeden ve ayırmadan oluşur. Giacometti'nin yerleşiklale, varlıklarla yoklukla değişen figürlerinin, çağdaş resim sanatında insanın varoluşuna yönelik estetiği ve evrensel bir düşünme biçimine dönüştüğü görülmektedir. Sanatçının bu özgün plastik dili, çağdaş sanat anlayışını benimsemiş kimi sanatçıların farklı, sanat nesnesine dönüştürmesine olanak sağlar. Böylece Giacometti'nin figür anlayışı, çağdaş resimde insani gelişmeye ilişkin ontolojik tartışmalara yön veren kavramsal bir yapı olarak değerlendirilmektedir. Araştırmanın yöntemi ise, fenomenolojik bir bakış açısıyla, Giacometti'nin figüratif resimlerindeki temsiline odaklanıp çağdaş resim anlayışına bakmaktır. Bu değerlendirme biçimisel analiz, karşılaştırmalı sanat tarihi incelemesi ve sonuçların yorumlanmasında gerçekleşmektedir. Bu yöntem, sanatçının figürlerindeki çizgi, merkezi ve mekân ilişkisini ontolojik bir uçakta ele alarak; Çağdaş resimle kurduğu sürekliliği ortaya çıkarmaktadır. Anahtar kelimeler: Alberto Giacometti, Beden İmgesi, Çağdaş Resim, Fenomenoloji | |
| Orjinal Araştırma Makaleleri Elektrikli Araç Yangınlarında Müdahale Güvenliği, Kurumsal Hazırlık ve Mevzuat Yeterliliği: İtfaiye Personeli Deneyimleri Üzerinden Bir Değerlendirme
Ali Şükrü Cihan, Ahmet Şen ss. 13 - 27 Özet Bu araştırma, elektrikli araç yangınlarında müdahale güvenliği, kurumsal hazırlık ve mevzuat yeterliliğini itfaiye personelinin deneyimleri üzerinden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla birlikte, özellikle lityum-iyon bataryalardan kaynaklanan termal kaçak, yeniden alevlenme, toksik gaz salımı ve yüksek voltaj gibi riskler, yangına müdahale süreçlerini daha karmaşık hâle getirmektedir. Araştırma, nitel durum çalışması deseninde yürütülmüş; Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan 72 itfaiye personelinden yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla veri toplanmış ve veriler içerik analizi ile çözümlenmiştir. Bulgular, elektrikli araç yangınlarına ilişkin farkındalığın arttığını, ancak eğitimlerin çoğunlukla teorik kaldığını, uygulamalı eğitim ve özel ekipman eksikliğinin sürdüğünü göstermektedir. Katılımcılar, batarya yangınlarında en kritik risk alanlarını ilk yaklaşma, termal kaçak, toksik duman, elektriksel tehlike ve yeniden alevlenme olarak tanımlamıştır. Ayrıca mevcut mevzuatın elektrikli araç yangınlarının özgül risklerini karşılamada yetersiz kaldığı belirlenmiştir. Çalışma, elektrikli araç yangınlarının itfaiye teşkilatları açısından yeni ve yapısal bir risk alanı oluşturduğunu; bu nedenle standart müdahale protokolleri, sürekli uygulamalı eğitim, teknik donanım güçlendirmesi ve mevzuat güncellemesi gerektirdiğini ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: : Elektrikli Araç Yangınları, İtfaiye Personeli, Müdahale Güvenliği, Kurumsal Hazırlık, Mevzuat Yeterliliği | |
| Orjinal Araştırma Makaleleri Göçmenlerin Uyum Sorunları: Denizli Örneği
Kenan Eskin, Feyzullah Ünal ss. 28 - 48 Özet Bu çalışma, göç olgusunu ekonomik, siyasi ve sosyal nedenleri ile kapsamlı bir şekilde inceleyerek, Denizli ilindeki göçmen ve mültecilerin karşılaştığı uyum sorunlarını analiz etmektedir. Araştırma sürecinde betimleyici ve hüküm verici yöntemler birlikte kullanılmış; verilerin geçerliğini sağlamak amacıyla kurumsal raporlar, mevzuat analizi ve saha mülakatlarını kapsayan bir üçgenleme metodolojisi benimsenmiş; katılımcı gizliliği 6698 sayılı KVKK hükümleri doğrultusunda korunmuştur. Bu kapsamda Denizli Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, İl Göç İdaresi, İl Sağlık ve İl Millî Eğitim müdürlükleri gibi kritik yerel resmi paydaşlarla kurumsal görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, göçmenlerin mekânsal olarak kümelendiği Karşıyaka, Sevindik ve Aktepe mahallelerinde farklı uyruklardan 40 göçmenle yapılan derinlemesine mülakatlar aracılığıyla güncel durum titizlikle incelenmiştir. Çalışma, sığınmacı davranışlarının toplumsal algıdaki yerine değinerek, popülist ötekileştirme süreçlerini azaltmaya yönelik proaktif yerel politikalar sunmayı amaçlamaktadır. Bulgular, Denizli’deki çok uluslu göçmen profilinin barınma, enformel istihdam ve eğitim gibi temel alanlarda dil bariyeri ile ekonomik yetersizlikler nedeniyle ciddi zorluklar yaşadığını; ancak SIHHAT ve PİKTES+ gibi projeler sayesinde kamusal sağlık hizmetlerine erişimden yüksek memnuniyet duyduklarını göstermektedir. Özellikle yüksek eğitimli mimar ve mühendis olan İranlı göçmenlerin, emek piyasasında vasıfsız işlere itilerek statü kaybı yaşadıkları sonucuna varılmıştır. Yerel kurumların yürüttüğü çalışmaların koordinasyonsuz ve parçalı bir yapıda olduğu tespit edilmiştir. Bu çerçevede çalışma, 6458 sayılı Kanun ve Cenevre Sözleşmesi temelinde toplumsal kabulü güçlendirecek sürdürülebilir entegrasyon modelleri önermektedir. Öneriler arasında; çalışan kadınlar için ücretsiz kreş desteği, dezavantajlı gruplara yönelik sosyal konut projeleri, mülk sahipleri için vergi teşvikleri ve tüm kurumları kapsayan dijital altyapı destekli stratejik bir eşgüdüm mekanizması ile yıllık bir ortak uyum etkinlik takvimin tesisi yer almaktadır. Çalışma, kentin sosyo-ekonomik dinamiklerini değerlendirerek gelecekteki politikalara temel teşkil edecek yeni stratejik çıkarımlar sunmaktadır. Anahtar kelimeler: Mülteci, göçmenlerin uyumu, uluslararası koruma, geçici koruma, sığınmacı | |
| Orjinal Araştırma Makaleleri Market Definition as an Instrument in European Union Competition Law
Ahmed Saim Pehlivanlı ss. 50 - 58 Özet Market definition has long occupied a central position in EU competition law as the primary analytical framework for assessing market power and competitive constraints. By delineating the boundaries within which firms operate, it provides a structured basis for evaluating dominance and anti-competitive conduct. However, the increasing prevalence of multi-sided platforms and digital business models has exposed significant limitations in the traditional application of market definition. In particular, the growing importance of zero-price services, indirect network effects, and non-price dimensions of competition challenges the reliance on price-based tools such as the SSNIP test and the assumption of clearly defined market boundaries. This article argues that while market definition remains an indispensable component of EU competition law, its role should be reconsidered in light of contemporary market realities. Rather than treating market definition as a rigid and determinative step, it should be understood as an instrumental and context-dependent analytical tool. Building on an examination of the conceptual foundations and evidentiary framework of market definition, the article highlights its inherent limitations, including its sensitivity to interpretative choices, its dependence on imperfect data, and its difficulty in capturing dynamic and interdependent market relationships. The analysis further demonstrates that these limitations become particularly pronounced in digital and multi-sided markets, where competitive interactions are shaped by complex ecosystem effects and innovation-driven competition. In response, the article advocates for a more flexible and effects-based approach that places greater emphasis on the direct assessment of competitive constraints and market dynamics. Such an approach does not abandon market definition, but rather situates it within a broader analytical framework, ensuring that it supports, rather than determines, the outcome of competition law analysis. In this way, the article contributes to ongoing debates on the evolution of EU competition law in the digital economy. Anahtar kelimeler: Market definition, EU competition law, Digital markets, Multi-sided platforms, Effects-based analysis | |
| Orjinal Araştırma Makaleleri Okul Öncesi Öğretmenlerin Okul Dışı Öğrenme Ortamlarına Dair Görüşleri: Tokat ili Örneği
Hüseyin Mertol, Serdar Arcagök ss. 59 - 73 Özet Bu programlama amacı Tokat ilinde görev yapan okul öncesi süreci okul dışı öğrenme ortamlarına (ODÖO) ilişkin görüntülerin ortaya konulmasıdır. Araştırma nitel paradigmada, olgubilim deseninde yürütülmektedir. Çalışma grubu, P1–P10 kodları ile anılan 10 okul öncesi öğretmeninden oluşmaktadır. Veriler tarafından sağlanan yarı yapılandırılmış görüşme formülü ile toplanmıştır. Okul koşullarındaki görüşme dışı öğrenme ortamlarının tanımı, bireylerin yardımları, zorlukları, çözüm önerileri ve ODÖO görüşme teşvik önerilerine yönelik beş soru yer almaktadır. Veriler betimsel ve içerik analizi ile çözümlenmiş, temalar, alt temalar, frekans ve yüzdeler tablolaştırılmıştır. Bulguların çoğunluğu ODÖO'yu “sınıf dışında depolanan, müze, park, tarihi ve doğal alanlar gibi çevrelerde yapılan planlı eğitim etkinlikleri” olarak içerir; ODÖO'nun bireylerin terapileri, sosyal-duygusal, motor ve dil gelişimlerini geliştirdikleri görüldü. Katılımcılar ODÖO'larda en çok güvenlik, ulaşım ve ekonomik sebepler nedeniyle zorluklar yaşadıklarını; öğretim sorumluluğu, mevzuat ve izinlerin dağılımının yoğunluğunun arttığı. Çözüm olarak velilerden destek alma, gezi alanı öncesi bilgilendirme, rehber personel ve iyi planlama vurgulanmıştır. Ulusal ulusal ve uluslararası çalışmalarla karşılaştırılarak tartışılmış, ODÖO'nun kapsamlı okul öncesi eğitimin parçalarının bir parçası olduğu vurgulanmıştır. Anahtar kelimeler: Okul dışı öğrenme ortamları, okul öncesi eğitim, okul öncesi öğretmenleri, öğretmen faaliyetleri, nitel araştırma, Tokat. | |
| Orjinal Araştırma Makaleleri Koçer (göçer) Kadınların Gündelik Yaşamında Coğrafi İzler
Musa Yüksel, Halil Hadimli ss. 74 - 86 Özet
Araştırma, Şırnak-Hakkâri koçer (göçer) kadının gündelik yaşam deneyimlerinin coğrafyasını Soran Aşireti özelinde inceliyor. Koçer (göçer) kadınların günlük yaşam deneyimlerini, doğal ortam, arazi yapısı, bitki örtüsü, iklim ve yeme içme kültürü gibi unsurlar şekillendirmektedir. Koçer (göçer) topluluklarından Soran Aşireti'nin sürekli hareket halinde olması, kadınların doğayla ilişkileri, doğayı kullanma biçimlerini sosyoekonomik rollerini ve toplumsal cinsiyetin kırılması temel faktördür. Bu bağlamda, koçer (göçer) kadınların yaşam alanları, sosyal paylaşımları ve gündelik faaliyetler etnografik saha araştırması ve bakış açısıyla ele alınarak ele alınır. Koçer (göçer) kadınların düzeni içinde önemli bir yere sahip olan çadır, yaylak, kışlak, göç rotaları ve diğer geçici yerleşim yerleri, doğal ortam ve arazi yapısı ile sıkı sıkıya elverişlidir. Dağlık alanları, vadiler ve yaylalar gibi farklı hizmetler, kadınların yaşam tarzını ve gündelik uğraşlarını doğrudan etkiliyor. Örneğin, yaylalarda göçebe hayvancılıkla uğraşan kadınlar, hayvanların otlatılması, bakımlarının yapılması, sağılması ve süt ısısı iklimlendirmeleri gibi iklimlendirmeler sürdürülürken, bitki örtüsünün zenginliği ve iklim koşullarının iklim koşullarını belirler. Sıcak yaz aylarında yaylalara çıkmak, soğuk kış aylarında daha korunaklı vadi ve ovalara inmek, onların yaşamlarının bir parçasıdır. Bu göç rotaları boyunca doğal peyzajın değişimi, kadınların yeme içme kültürlerinin etkileri. Doğal kaynaklar yaşlı alınan besinleri, kadınların ve diğer aşiretlerin temel beslenme kültürlerini oluşturur ve bu beslenmenin mevsimsel değişimini, beslenme yeterliliklerini belirler. Araştırmada, kadınların bu hareketli yaşam tarzı içerisinde doğayla nasıl uyum sağladıkları, doğal peyzajı nasıl faydalandıkları ve toplumsal yaşamlarına bunların nasıl yansıtıldığı incelenmektedir. Sonuç olarak, Araştırma koçu (göçer) kadınların gündelik yaşam deneyimlerinin coğrafyasını, doğal peyzajı, arazi yapısını, bitki örtüsünü, iklim ve yeme içme kültürü gibi bölümleri unsurları etnografik saha ayırma ile aydınlatmayı ele alarak, onların yaşamlarını anlamada coğrafyanın ne denli önemli bir rol oynadığını ortaya koymayı sağlar. Anahtar kelimeler: Koçer, Göçer, Soran Aşireti, Kültürel Coğrafya, Feminist Coğrafya, Göçebe Hayvancılık | |
| Orjinal Araştırma Makaleleri Otizm Tanısı Alan Çocukların Annelerinin Tanı Süreci ve Kabul Deneyimleri: Oto-etnografik Bir Araştırma
Derya Gökgözoğlu, Nisa Gökden Kaya, ss. 87 - 103 Özet Günümüzde görülen görülme sıklığı tüm dünyada artan otizm, sosyal etkileşim ve iletişimin zayıf olması, karşılıklı konuşma güçlükleri ve tekrarlayıcı stereotipik davranış örüntüleri ile daha genişlenen nörogelişimsel bir bozukluktur. Otizm bir spektrum bozukluğu olup olmadığının belirtileri her çocuğun farklı özellikleridir. Başka bir ifadeyle sosyal becerilerdeki yetersizlik, konuşma gücü ve takıntılı davranışlar, otizmli çocukta aynı şekilde ve şiddette görülmemektedir. Bazı otizmli çocuklar sınırlı da olsa konuşmakta, bazıları ise hiç konuşmamaktadır. Bilişsel ayrışımın de farklılık gösterdiği görülmektedir. Ayrıca özel aralıklarla çocuklar içerisinde en çok davranış sorunu gösteren gruptur. Öfke nöbetleri, takıntılı davranışlar, uykusuzluk, beslenme sorunları sıklıkla görülmektedir. Dünya genelinde görülme oranı hızla arttığı için, sağlık ve eğitim alanlarında ve çok araştırılan konuların başında geliyor. Buna rağmen henüz otizmin nedenleri ve tedavisi konusunda kesin bilgiler elde edilmemiştir. Kesin olarak bilinen ise otizmli çocukların erken çocukluk döneminden itibaren uygun ve yoğun özel eğitim desteğine bağlı olduğudur. Otizm Spektrum Bozukluğu, tanışma anıyla birlikte aile belirtilerinin seyrini devam ettirir; Özellikle temel bakım veren anne için duygusal, teorik ve davranışsal düzeyde etkiler yaratan bir durumdur. Tanı, anne açısından yalnızca bir klinik programın edinilmesi değil, günlük yaşam, beklentilerin ve annelik rollerinin yeniden düzenlenmesini aralıklı bir dönüm noktasıdır. Bu çalışma, otizmli çocuğu olan annelerin tanışma sürecinde gösterdiği ilk duygusal tepkileri ve sonrasındaki kabullenme evrelerini literatürde incelemelerini gerçekleştirmektedir. Araştırmalar, annelerin anında şok, inkâr ve suçluluk gibi duygusal tepkiler yaşadıklarını; Ancak bununla birlikte sosyal destek, etki erişimi ve deneyimsel öğrenme yoluyla uyum ve yeniden dağılımlara girdiklerini gösteriyor. Araştırmacının kişisel tanıklığıyla birlikte bu çalışma, annelerin tanı süreciki duygusal süreçleri ve annenin üzerinde olması akademik bir ortaklaşa ele alınmaktadır. Anahtar kelimeler: Otizm spektrum bozukluğu, anne tepkileri, tanı süreci, duygusal uyum, oto-etnografi | |
| Orjinal Araştırma Makaleleri Yükseköğretimde Toplumsal Bütünleşme ve Yumuşak Güç: Afganistanlı Öğrencilerin Deneyimlerine İlişkin Karşılaştırmalı Bir Araştırma
Ayşe Betül Tanrıverdi ss. 104 - 119 Özet Araştırma Türkiye’deki sosyo-kültürel uyum süreçlerini "yumuşak güç" ve "sosyal mesafe" kavramları çerçevesinde analiz etmektedir. Çalışmada Afganlı öğrencilerin Türkiye’ye uyum süreçlerinde karşılaştığı sosyolojik sorunların neler olduğunu tespit etmek amacıyla yapılmış; fenomenolojik desen kullanılmıştır. Örneklem grubunu 14 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler altı temel temadan oluşmaktadır. Bunlar, sosyal ortamlara aidiyet ve duygusal deneyimler, Türkiye’ye yönelik tercih motivasyonları ve aracı kurumlar, eğitim sistemleri ve imkânlara yönelik karşılaştırmalı algılar, gelecek düşüncesi: geri dönüş ve diplomatik köprü, sosyal etkileşim: merak, anlayış ve sosyal mesafe, karşılaşılan engeller ve baş etme stratejileri şeklindedir. Ancak saha araştırmasından elde edilen bulgular, devlet düzeyinde başarıyla yürütülen eğitim diplomasisinin toplumsal tabanda Afganistanlı öğrencilere yönelik önyargılar, damgalama ve düzensiz göçmen algısı gibi engellerle karşılaşıldığını göstermektedir. Kültürel ve dilsel yakınlığın tek başına yeterli olmadığı, kamusal alanda hissedilen önyargı ve mesafeli tutumların aidiyetin tam anlamıyla yerleşmesini sınırladığı anlaşılmaktadır. Bu nokta, sosyal uyumun, ev sahibi toplumun algı repertuarı ve kabul sınırlarıyla birlikte şekillenen karşılıklı bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Katılımcılar, üniversite ortamını güvenli bir liman olarak görüp akademik kadro ve arkadaş çevresinden destek alsalar da kamusal alanlarda dil bariyeri ve sosyal izolasyon gibi sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Buna rağmen öğrencilerin büyük çoğunluğu, Türkiye'deki eğitim sistemini kaliteli ve düzenli bulmakta; mezuniyet sonrası ülkelerine dönerek iki toplum arasında diplomatik bir köprü kurmayı ve "gönüllü elçi" olmayı amaçlamaktadır. Türkiye’nin yükseköğretim alanındaki yumuşak gücünün kurumsal düzeyde güçlü biçimde inşa edildiğini ancak bu gücün toplumsal düzeyde aynı yoğunlukta desteklenmediği durumlarda kırılganlaştığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, Türkiye'nin yumuşak güç kapasitesini korumak için toplumsal algı yönetimi, akran mentörlüğü ve günlük yaşam pratiklerini içeren uygulamalı dil destek programları gibi stratejik adımların atılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Göç sosyolojisi, Afganistan, yumuşak güç, toplumsal algı, sosyal mesafe, sosyal uyum |